Mükremin ŞAHİN
Özbekistan kadimî şehirleri ve medeniyet tarihimizin en kıymetli değerleriyle hem Türk dünyası hem İslâm dünyası hem de tüm insanlık için çok kıymetli bir ülkedir.
Dernek olarak düzenlemiş olduğumuz ikinci Özbekistan seyahati bu coğrafyayı daha iyi tanımak için bir vesile oldu. Hiva’da “İçan Kale”de, Buhara’nın tarih kokan sokaklarında, Semerkand’ın “Registan Meydanı”nda birdenbire zaman yolculuğuna çıktığınızı hissedip 500 yıl, 1000 yıl geriye gidiyorsunuz. Uluğ Bey Medresesi’nde okutulan derslerin listesini gördüğünüzde duyduğunuz şaşkınlığın yanı sıra medresenin fiziki konumu ve rasathanesi insanı hem gururlandırıyor hem de düşündürüyor. O yılların Dünyanın en gelişmiş ilim merkezleri önünde insan garip duygular yaşıyor. Pakistanlı ünlü âlim ve düşünür Muhammed İkbal’in bir sözünü şimdi daha iyi anlıyorum. “Bu coğrafyada Timurlu Devleti yıkıldı ama Timurlu Medeniyeti yıkılmadı.” Diyor İkbal. Onun Timurlu Medeniyeti dediği İslâm Medeniyetiydi. Babür Coğrafyasının bize olan yakınlıklarının sebebini Buhara’dan, Semerkand’dan daha iyi anlayabiliyoruz.
Aslında biz Kırım Tatarları için Özbekistan’ın ayrı bir önemi var. 1944’te halkımızın önemli bir kesimi Özbekistan’a sürüldü. İnsanlarımızı Urallar’a ve Türkistan’ın başka ülkelerine de sürdüler. Fakat büyük bir parçası Özbekistan’a gönderildi. Kumandanlık rejimi denilen 10 yıllık bir süreden sonra halkımız nihayet Özbekistan’da toplanma gayretine girdi. Aileler, akrabalar, köydeşler, hemşehriler birbirlerini arayıp bularak bir araya gelmeye çalıştılar. Halkımız Taşkent Oblastı (Çirçik, Yangiyul) başta olmak üzere Sirderya (Gülistan), Cizzak, Semerkant, Buhara, Fergana ve Özbekistan’ın her tarafında toplandı. Vatana dönüş mücadelesi de 60’lı yılların başından itibaren kuvvetlenmeye başladı. Halkımız yaşadığı her köyde, her mahallede, her yerleşim yerinde inisiyatif hareketler oluşturdu. Cabbar Akim, Bekir Osman gibi yolbaşçıların halkımızın ilk toparlanmasında büyük hizmetleri olmuştu. Ki bu isimler sürgünden önce namlı komünistlerdi. 60’lı yılların ortalarında tarihte görülmemiş bir yönetim düzeni gösteren halkımız Sovyetler Birliği’nin en ceberrut zamanlarında bir millî hareket ve aynı zamanda bir insan hakları hareketi olarak dünyada tanınan bir organizasyona dönüştü. Sovyetler Birliği’ndeki insan hakları gruplarıyla işbirliği yaparak bu hareketin kitleselleşmesi ve tanınırlığının artması sağlandı. Moskova’da 1987’de düzenlenen gösterilere 1500 civarında inisiyatif katıldı. Bu Sovyetler Birliği tarihinde bir ilkti. İnisiyatif hareketimizin teşkilâta evrilmesi Vatana dönüş hareketinin daha da hızlanmasına ve Kırım’da 2.Kurultayımızın toplanmasına giden süreci hızlandırdı.
Özbekistan’ın halkımızın yakın tarihinde büyük bir önemi var. Yok edilmek istenen bir halkın yeniden canlanmasına şahitlik etti. Özbekistan’daki millî hareketimizin kazandığı tecrübe ve birikim ile edindiği ilke ve prensipler bugün bizim yolumuzu aydınlatıyor.
Günümüzde Türkiye’den sonra diasporamızın en kalabalık olduğu yer Özbekistan’dır. Kesin sayı konusunda bir belirsizlik olmasına rağmen benim şahsi düşüncem telaffuz edilen rakamların en az iki katı kadar bir nüfusun burada yaşamakta olduğudur. Ayrıca bunların Kırım ile çok canlı bir irtibatları var.
Sonuç olarak biz Türkiye’de yaşayan Kırım Tatarları için burada yaşayan halkımızla bağları kuvvetlendirmek bir mecburiyettir.
