Tuncer KALKAY
Kamuoyuna ve Kırım Tatar Diasporasına,
Son günlerde Sevginaz H. imzasıyla kaleme alınan ve "Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Kırım Vakfı, Emel Vakfı: 70 Yıllık Miras, Kurumsal Gelecek Arayışı" başlığını taşıyan ve kendi Facebook sayfası ile farklı internet sitelerinde (Bağımsız Cumhuriyetci Pusula - Türk Milli Hareketi) paylaşılan yazı; masum bir "muhalif eleştiri" veya "kurumsal sorgulama" kisvesi altında, milli davamızın omurgasını oluşturan kurumlarımızı ve yöneticilerini doğrudan hedef almaktadır.
Elbette hiçbir kurum eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştirinin kurumsal sorumluluk taşıması için somut bilgiye, açık belgeye ve doğrulanabilir olgulara dayanması gerekir. İma yoluyla suç isnadı yapmak, soru cümleleri üzerinden kuşku üretmek ve yıllar önceki süreçleri bugünün polemik diliyle tartışmaya açmak, kurumsallığı güçlendirmez; aksine kurumlara duyulan güveni aşındırır.
Milli mücadelemizin içinden gelen ve kurumsal hafızaya vakıf olan her vicdan sahibi, bu metnin satır aralarına gizlenen niyetin "kurumsal gelecek" inşa etmek değil; bilakis kurumlarımızı itibarsızlaştırmak ve içten zayıflatmak olduğunu açıkça görmektedir. Bu mesnetsiz iddia ve manipülasyonlara karşı, hem kurumsal tarihimize hem de Kırım davasına olan sorumluluğumuz gereği, hukuki haklarım da saklı olarak bu açıklamayı yapmak zaruri hale gelmiştir.
1. Zamanlama, Konjonktür ve Hibrit Saldırılar
Vatanımız Kırım, 12 yıldır uluslararası hukuku çiğneyen Rus işgali altındadır; 4 yıldır da Ukrayna genelinde topyekûn bir yıkım savaşı sürdürülmektedir. Kırım Tatar halkının haklarını, kimliğini ve mevcudiyetini yok etmeyi amaçlayan bu saldırganlığa karşı Türkiye’deki Kırım Tatar kuruluşları ilk günden itibaren tavizsiz bir duruş sergilemiştir.
Kırım Tatarlarının milli direncini sahada kıramayan odakların, diaspora kurumlarını yıpratmak ve dikkatleri dağıtmak adına her türlü hibrit savaş yöntemine başvurduğu bilinmektedir. Sosyal medya üzerinden başlatılan bu karalama ve yıpratma girişimlerinin zamanlaması tesadüf değildir. Kırım Tatar milli hareketinin en köklü üç kurumu olan Kırım Derneği, Kırım Vakfı ve Emel Kırım Vakfı’nı kamuoyu önünde şaibeli göstermeye çalışmak; Kırım davasına değil, doğrudan bu kurumların güç kaybetmesini arzulayan çevrelere hizmet etmektedir.
2. İlkesizlik ve Çarpıcı Çelişki: Kırım Liderlerini Karalayan Mecralarda Kendini İfade Etmek
Söz konusu yazının sahibi, bir yandan sosyal medya profilinde Kırım Tatar halkının Milli Lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile olan fotoğraflarını sergileyip kurumlara ve liderlere olan sözde bağlılığını pazarlamakta; diğer yandan milli davamıza düşmanlığı tescilli çevrelerle yan yana gelmekte hiçbir beis görmemektedir.
Nitekim bu şahıs, yakın dönemde kendisini ve ailesini "Dik Gazete" isimli mecrada anlatmayı tercih etmiştir. Künyesi dahi karanlık olan bu yayın organı; merhum Genel Başkanımız Dr. Ahmed İhsan Kırımlı başta olmak üzere, Milli Liderimiz Mustafa A. Kırımoğlu, KTMM Başkanı Refat Çubarov, KTMM üyeleri, Kırım Derneği, Kırım Vakfı ve Emel Kırım Vakfı aleyhine sistematik yalan ve kara propaganda üreten Rusya yanlısı bir mecradır.
Bir taraftan Kırım davasının simge liderlerinin arkasına sığınıp kurum sevgisi iddia etmek, diğer taraftan bu liderleri ve kurumları hedef alan propaganda bültenlerinde boy göstermek apaçık bir samimiyetsizlik ve ilkesizliktir.
3. 26 Yıl Sonra Gelen "Muvazaa" Hezeyanı ve Kurumsal Hafıza
Yazıda, Kırım Vakfı’nın kuruluş sürecinde Kırım Derneği ile olan organik bağı ve mal varlığı devirleri manipülatif sorularla sorgulanmakta; "muvazaa" ve "suç" isnatlarıyla akıl almaz bir ithamda bulunulmaktadır.
Burada kamuoyunun dikkatine sunulması gereken trajikomik gerçek şudur:
- Kırım Vakfı’nın kuruluş mimarı, ömrünü bu davaya adamış merhum Dr. Ahmed İhsan Kırımlı’dır. Bugün hayatta olmayan bir dava büyüğümüzün aziz hatırasını 26 yıl sonra töhmet altında bırakmaya çalışmak en hafif tabirle vefasızlıktır.
- Daha da vahimi; bu asılsız soruları soran şahıs, bahsettiği dönemde (1999-2008 yılları arasında) Kırım Derneği Genel Merkezi’nde yaklaşık 10 yıl boyunca Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Sekreterlik ve Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Kendi görevde olduğu, imza ve karar yetkisine sahip bulunduğu bir dönemin tasarruflarını çeyrek asır sonra "usulsüzlük" gibi sunmaya kalkışmak, muhatabın niyetinin hukuki bir sorgulama değil, iftira üretmek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
4. Şahsi İthamlar, Liyakat ve Demokratik İrade
Şahsım ve ailem üzerinden kurgulanmaya çalışılan "kardeşlik kontenjanı" ve "akrabalık ilişkileri" iddiası, Kırım Derneği Genel Kurulu’nun hür iradesine ve kurumlarımızın demokratik teamüllerine yapılmış ağır bir hakarettir.
- Kırım Derneği’ne 12 Eylül Darbesinden sonra, yeniden faaliyete başladığı 1983 yılından 2009 yılına kadar herhangi bir yönetim organında görev almaya gerek duymadan çok değişik platformlarında gönüllü ve aktif olarak hizmet ettim. 2009 yılında Genel Kurul delegelerinin hür iradesi Yönetim Kurulu’na seçildim. Dr. Ahmed İhsan Kırımlı’nın vefatının ardından 2012 yılında Genel Başkanlık görevine getirildim ve 5 yıl boyunca bu emaneti şerefle taşıdım.
- Aile fertlerimin teşkilatın çeşitli kademelerinde üstlendiği görevler hiçbir kontenjanın değil; fedakarlığın, liyakatin ve karşılıksız emeğin sonucudur. Nitekim Kırım Derneği Genel Başkanlığı yaptığım dönemde kardeşim yönetim kurulunda dahi yer almamıştır. Kırım davasında ailelerin taşın altına elini koyması kınanacak bir zaaf değil, ancak takdir edilecek bir fedakarlıktır.
- Söz konusu şahsın “Emel ve Kırım Vakfı başkanıyım etiketinin siyaset, bürokrasi ve dış temsilciliklerde kapı açma potansiyeli prestijdir” şeklindeki yaklaşımı da ayrıca sorunludur. Kırım Tatar millî davasında görev üstlenmeyi bir “prestij” veya kişisel nüfuz aracı olarak tarif etmek, bu kurumlarda yıllarca karşılıksız emek veren çok sayıda insanın çabasını küçümsemektedir. Bizim için bu makamlar bir ikbal kapısı değil, fedakarca hizmet edilecek emanetlerdir.
5. Mali Şeffaflık ve Kurumsal Denetim
Kurumlarımızı keyfi yönetim iddialarıyla gölgelemeye çalışanlara hatırlatırız:
- Kırım Derneği Genel Merkezi, Genel Kurul tarafından seçilen 17 kişilik bir Yönetim Kurulu ile yönetilir. Kendi Denetim Kurulu ve Genel Kurulu tarafından denetlenmesinin yanı sıra kamu yararına çalışan dernek statüsü nedeniyle ilgili kamu makamlarının denetimine de tabidir. Mali tablolar ve faaliyetlere ilişkin yükümlülükler de ilgili mevzuat çerçevesinde yerine getirilmektedir. Bu nedenle kurumun işleyişi hakkında kuşku oluşturulacaksa, genel imalar yerine somut bir işlem, belge veya denetim bulgusunun ortaya konulması gerekir.
- Kırım Derneği’ndeki Genel Başkanlık görevimin sona ermesinden beş yıl sonra 2022 yılında Kırım Vakfı Yönetim Kurulu’na seçildim. 2022 yılından bu yana da Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyorum.
- Kırım Vakfı, tek bir şahsın inisiyatifiyle değil; Yönetim Kurulu kararları ve kurumsal işbölümü ile yönetilmektedir. Yönetim Kurulu kararına bağlanmamış bir işlemin tek kişinin inisiyatifiyle gerçekleştirilmesi söz konusu değildir.
- Aile bağı özellikle öne çıkarılan Yönetim Kurulu üyemiz muhasebe kayıtlarıyla ilgili görev yürütmektedir. Banka hesaplarının takibi ve ödemeler ise Yönetim Kurulu içindeki başka bir üyenin sorumluluğundadır. Bu çerçevede hem Kırım Derneği hem Kırım Vakfı’nda Veznedarlık görevi aynı kişi tarafından yürütülmemektedir.
- Kırım Vakfı, kendi Denetim Kurulu ve Mütevelli Heyeti denetiminin yanında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimine de tabidir. Kurumun faaliyetleri, kamuya açık çalışmaları ve durduğu yer de internet sitesi üzerinden görülebilmektedir. Dolayısıyla herhangi bir usulsüzlük iddiası varsa bunun yolu ima değil, somut tespit ve yetkili mercilerdir.
- Ne Kırım Derneği’ndeki ne de Kırım Vakfı’ndaki görevlerim süresince kurum bütçelerinden tek bir kuruş şahsi çıkar temin edilmemiş; aksine tüm temsil ve görev giderleri kuruşu kuruşuna şahsım tarafından karşılanmıştır.
Sonuç
Kırım Tatar kurumlarının geleceği elbette tartışılmalıdır. Yönetim modelleri, gençlerin katılımı, kurumsal süreklilik, şeffaflık ve temsil kapasitesi konusunda yeni fikirler üretilmesi de gereklidir. Ancak bunun yolu kurumları zan altında bırakmak, kişisel ilişkiler üzerinden şaibe üretmek veya yıllar önceki süreçleri bugün yeni bir suçlama malzemesine dönüştürmek değildir.
Kırım Derneği, Kırım Vakfı ve Emel Kırım Vakfı kusursuz oldukları için değil, onlarca yıllık emek ve mücadeleyle oluşmuş kurumsal birikimi temsil ettikleri için dikkatli ve sorumlu biçimde ele alınmalıdır. Eleştiri bu kurumları güçlendirebilir; fakat bunun için eleştirinin adil, tutarlı, belgeli ve iyi niyetli olması gerekir.
Bugün sorulması gereken asıl soru şudur: Kırım işgal altındayken ve Kırım Tatar halkı tarihinin en ağır dönemlerinden birini yaşarken, Türkiye’deki en köklü Kırım Tatar kurumlarını belgesiz imalarla tartışmalı hâle getirmek gerçekten “kurumsal gelecek arayışı” mıdır; yoksa farkında olarak ya da olmayarak kurumsal yapıyı aşındıran bir sonuca mı hizmet etmektedir?
Biz eleştiriden kaçmıyoruz. Somut her soruya, belgeye dayanan her iddiaya ve iyi niyetli her kurumsal öneriye cevap vermeye hazırız. Ancak “çamur at, izi kalsın” yöntemine dönüşen ima siyasetini de normal bir eleştiri biçimi olarak kabul etmiyoruz. Kırım Tatar millî davasının köklü kurumları kişisel hesaplaşmaların değil, ortak sorumluluğumuzun konusudur.
Satır aralarına serpiştirilen iftiralarla Kırım Tatar diasporasının 70 yıllık kurumsal kazanımlarını yaralamaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Kırım Tatar teşkilatları; hür iradeyle seçilmiş kurulları, binlerce fedakâr mensubu ve uluslararası alandaki meşruiyetiyle dimdik ayaktadır.
Kişisel hırslarını, geçmiş hesaplaşmalarını veya karanlık odakların gündemlerini "kurumsallık arayışı" kılıfıyla servis edenleri; Kırım Tatar halkının yüksek ferasetine, kurumsal hafızasına ve vicdanına havale ediyoruz.
